4 Mayıs 2012 Cuma

4 Mayıs 2012

Emine-Emily
Harvard'lı Emily Harran'lı Emine karmaşası içindeyim a dostlar...
Şartları eşitlemişler komşular...
Aptal gibi mi görünüyoruz cancazım...
Oy oy Eminemmmm ya...
Önemli Not: Yukarıdaki yazı, hattımın Turkcell olduğu gerçeğini değiştirmez:) Kabul...

3 Mayıs 2012 Perşembe

Zaman mı? Amaan boşver onu...

Zaman akıp gidiyordu oysa...Sense zamana inat mı gülümsüyordun bana? Bana gülümsemenle büyüdüğümü fark etmem aynı zamana mı denk geliyordu yoksa? Ayağımdaki kırmızı çizmeleri, üstümdeki kırmızı montu çıkarıp, iki peliğimi çözeli çok oluyor. Büyüdüğümü fark ettiğim zamanla aynı zaman denk geliyor bunlar biliyorum. İçimdeki merhameti beslemeye çalışıyorum zaman zaman...
Kaplumbağalardan o sesin kavga ettikleri için çıktığına inanacak yaşı da geçeli çok oluyor ayrıca...
Ak-Kara-Mavi-Mor  ayırtedeli yıllar oluyor...
***
Ben büyüdükçe suskunluklarım da büyüyor sanki! Peki ama neden sustuğumun milyon katı kadar konuşuyorum sonra?
"Sepet sepet yumurta"lı nameleri de unutmuşum, geçenlerde fark ettim.
En ağır kitapları orta  okulda, lisede okumuşum ben...Zorum neydi bilmiyorum? O kitaplarla aynı zaman geliyor iki peliğimi sökmem...
Geniş geniş zamanların, ufak tefek insanlarıyız ya hani...
Bir şey paylaşmıyorsan karşındakiyle, neden konuşasın ki mesela?
Kaç tane yüzümüz var peki? Aynı gün için farkında olmadan kaç yüzle çıkıyoruz dışarı? Nasıl oluyor da birini bile, bir gün olsun evde unutmuyoruz?
Madem zaman akıp gidecek  canının istediğini alıp, niye çırpınıyoruz? Ya da Zaman'ın yok mu cennet cehennemi? Ya haketmeyen birini ayırıyorsa sevdiğinden...O zaman ne olacak?
Susmak en iyisi evet..! Ama ben sustuğumun milyon katı konuşurum yine de...


26 Nisan 2012 Perşembe

26 Nisan 2012

Bir yaprak ile Gökkuşağı su çağlama
Bu sabah çok iyi geldi bu şarkı...Tıktık...

"Somewhere over the rainbow way up high
And the dreams that you dream of
once in a lullaby
Somewhere over the rainbow bluebirds fly
And the dreams that you dream of,
dreams really do come true...."

Düşleyebildiğimiz tüm hayaller gerçek olsun...

12 Nisan 2012 Perşembe

Bedava Yaşıyoruz, bedava...



" Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava".demiş Orhan Veli...

O zamanlar da böyleymiş demek ki taa 1950 öncesinden beri... 
Hoş bizler artık bedavadan yaşar olduk...
***
-Tam da şu an kafam yine çok hızlı çalışıyor ve bu yazının sonu nereye gider kestiremiyorum...Ancak uyarıyorummm..!-
***
Hayatta böyle benim için işte...Bir ortam olmadı şu hayatta...Olamadı... Gülmeyi, ağlamayı, yemeyi, sevmeyi, uykuyu,gezmeyi,içmeyi, acıyı, sevinci....falan falan hep ayarsız yaşıyorum ben... Çok uzun zamandır biliyorum, farkındayım bunun...Artık bilmekle kalmıyor dillendiriyorum ki belki bir işe yarar...Normal insan formunda yaşamak...Bu bir ütopya değil aslında! Yani bunu bir süredir hem düşünüyor hem konuşuyordum... Şuan yazdığıma göre geçen bu bir süre pek işe yaramamış demek ki:)
***
İşte yine aynı şey oluyor... Aslına bakarsan fasulye, bu yazıyı geçenlerde okuduğum bir yazı üstüne yazacaktım... Belki bir çok kişi okumuştur soframıza gelen tavukların nasıl yetiştirildiklerini... Yazmak istediğim konu bu benim aslında...
"İstirham ediyorum Sn Cicek lütfen konumuza dönelim" diyor iç sesim...
 Ben size en iyisi linki vereyim, siz de okuyun...Çok acımasız bir ırkız biz..."İnsan" denilen bizler hiç yaratılmamış olsaydık ya da evrim olayının orta yerinde bir noktada durabilseydik belki daha çekilir olurdu dünya kim bilir? 
*
*
*
*

Bu da sıcak haber...

8 Nisan 2012 Pazar

Çok amatörüm evet..

Piknik...08.04.2012












Ankara'da Köpekleri Yakıyorlar...

"Ankara'da Köpekleri Yakıyorlar" dedik... Biz o gün Sakarya Caddesinde hiçbir siyasi fikri savunmadık...
Hiçbir siyasi olaya, yasaya, topluluğa "HAYIR" demedik. Biz bir avuç insan "Köpekleri Yakmayın", "Köpeklere tecavüz edip, sonra da yakmayın" dedik. Çok şey mi istiyoruz bilmiyorum... Aslında insan böyle bir şeyi istemek için toplanmış olmaktan utanıyor. Sesleri çıkmıyor ya hani... O gün öyle baktım böyle baktım olmadı. 100 bilemedin 150 kişiydik orada... Bu kadar mı dedim. Niye bu kadardık, neden?