18 Ağustos 2011 Perşembe

"HiçBirŞeyYapmakYaDaYapmamak"

"Hiçbir şey yapmak ya da yapmamak" işte bütün mesele bu bence...

Tam içim parçalı bulutlu olacaktı ki, bu defa hava kapadı... "Ey Evren, depresyonun eşiğindeyim...Anlıyor musun?" diye avaz avaz bağırıyorum bir plazanın 12.katından... Böyle zamanlarda, ne her zaman yaptığım olumlama işe yarıyor, ne de birinin beni pohpohlaması... Evreninse umurunda bile değilim...Eeee o da haklı tabi...Ne yapsın zavallı...Pes etti bence çoktan...Bu boktan dünyada yaşamak zorunda olan insancıkların dertleriyle uğraşmak yerine yıllık iznini kullanıyor olabilir şu sıra.Zira hemen yardıma koşardı ben biliyorum...

Çünkü ben ona mesaj gönderirken olumsuz bile düşünsem, dip not düşüyorum düşün makalemin altına, ki bi yanlış anlaşma olmasın, aramız açılmasın diye...

Ona dair okuduğum bütün kitapları da çöpe atıcam akşam eve gidince... Evrene mesaj göndermekmiş...Peh..."Mesajlaşmak" adı üzerinde yani karşılıklı yapılır, karşılığı yoksa hiç bi işe yaramaz...!

Olumlama yapıyorum...Yapıyorum...Yapıyoru...Yapıyor..Yapıy...Yap...Y...

Eee sonuç?

Bak bu satırları yazarken bile, derin derin nefesler alıp "Geçicek...Sakin...!" diye telkin ediyorum kendimi ya...

Nasıl bi kafadayım Yüce Tanrı...İsa...Musa...Adem...Havva...

Zaten ilk insandan bu zamana gelen bi çarpıklık var gibi ya...Onu da anlayamıyorum zaten...

Bir ara da anlam veremediklerimin listesini yapıcam...Neden mi? Bi nedeni yok...!

Haa bu arada unutmadan, "Askerler oy kullanamazlar...Yani bir siyasi partiyi destekleseler bile, Oy kullanma hakları YOK onların..."

Bu yazı şizofrenik bir modda uzar gider...Uzatmamak tadında bırakmak gerek...Evet...!

Haydi şimdi güzel günler olsun...



22 Temmuz 2011 Cuma

Şiddet İçerikli Bir Yazı...! +18

Bakmayın profilimde yerini almış olan "Şiddete Hayır" sloganına, öyle zamanlar oluyor ki, böyle içimden gelerek kafasını kırasım geliyor telefondakinin ya da karşımdakinin... Hatta zaman zaman geriye dönüp şöyle bir kalbini kırdıklarıma baktığımda, dönüp bir de kafasını kırasım geliyor çoğunun... Neden böyle ki insanoğlu, yani neden kendi istediği gibi şekil veremediği olaylar karşısında anlayışsız....Ben de öyleyim aslında çoğu zaman ama ben en azından karşımdakinden çok kendime acımasızım böyle zamanlarda...Niye başkasına güvenerek iş yapar insan...?Neden...? Başına gelenlerden başkasını sorumlu tutmak niye...? Zaten herkes savrulup duruyor sağa sola, herkes avare...! "Ben"cilik oynama yaşını geçmiş koca koca insanlarız...Yapmayın hanımlar beyler...Ayıp oluyor...Hem de çok ayıp...!

21 Temmuz 2011 Perşembe

Spiderman....

Dün akşam iş çıkışı ne yiyelim diye düşünürken, Tunalıdaki balıkçıya girdik.Yan masada 6-7 yaşlarında bir erkek çocuk, -pek uslu olmasa da- annesiyle yemek yiyordu. Sonra kucağında küçük bir kızla bir bayan geldi yanlarına. Fıstık verdi oğlan kıza. Küçük kız teşekkür için eğilip öptü oğlanı.Sonra anneannesi mi babannesi mi artık her neyse, uzaklaştılar masadan.Sonraki replik şöyle...
Oğlan: Anne ya kız beni öptü gördün mü?
Anne: Evet...Teşekkür etti sana.
Oğlan: Bi öptü beni walla ne yapacağımı şaşırdım... Onun bugün beni öpeceğini bilseydim Spiderman kıyafetimi giyerdim...!

Dürtü denilen şey böyle bir şey sanırım...Tuhaf yani...

20 Temmuz 2011 Çarşamba

BÜYÜDÜK... EVET!

Ne zaman çiçeklerle dolu bir pencere görsem ya da sokakta birden çok kediyi bir arada, muhabbette görsem içim burkulur, burnuma öyle derin bir deniz kokusu gelir ki, içime çekmeye bile kıyamam işte o an... Kapatıp gözlerimi kahvemi  yudumlarım Taş Kahve’de, karşımda memleketim...
Sonra rakı, yanında balık ve tabii ki Hayat Bahçesi...
Çocukluğumun saf, temiz sokakları...
O zamanlar farkında değildik, bizi ilgilendirmiyordu da zaten kiliseyle caminin yan yana olması ya da sokakta konuşulan farklı diller, aramızda varolan farklı kültürler...
Çocuktuk işte... Okuldan kaçıp kaçıp gittiğimiz Şirinkent’teki o köhne, yıkık dökük tahta iskelenin bizim için hiç bir  anlamı yoktu o zamanlar...
Bizim için hayat  yaşanılasıydı, sevilesiydi...Yüreğimize sığdıramadığımız dostluklarımız vardı bizim.
Ve ...
Ve büyüdük...
“Hadi bakalım, artık büyüdün, üniversiteye başladın, bunlar ders kitapların, şunlar da hayata dair olanlar. Oku, iyice anla ama ezberleme sakın, özellikle hayata dair olanları dikkatli oku. Yardımı pek olmayacak sana ama en azından fikrin olsun. En azından bir fikrin olsun!  İşte hayat bu ! Yaşa bakalım” dediler...
Ve oyun başladı... Başlarda hiç zor olmadı, “Kolaymış ya, korkulacak bir şey yokmuş” dedik. Tabii ki kısa bir süre... Çünkü hala saftık... O gün geldiğinde yani ilk ihaneti gördüğümüzde... İşte o gün şaşırdık önce...
Ama hayat buydu... Suratımıza inen o fiske, birden dağıttı pembe bulutları...
Gökkuşağı bile çizgi filmlerde kalmıştı artık...
O gün anladık aslında doğup büyüdüğümüz çocukluğumuzun geçtiği o güzelim yerin kıymetini...  Daracık sokaklarını, kaldırım taşlarını, kedilerini, kokusunu daha bir özler olduk... Anne kokusu gibiymiş aslında içimize çektiğimiz yosun kokusu…Çok geç anladık…
Gün geldi, kiliseyle caminin yan yana oluşu mutlu etti bizi... Çünkü biz ayrımın yapılmadığı, herkesin sadece insan olduğu için sevildiği bir memleketin çocuklarıydık... Hak herkesindi orada... Kimse yollara düşmezdi hakkını aramak için... Saygılıydı insanlar birbirlerinin diline, dinine, ırkına...
Bu bile mutlu etti bizi...
Ve biz o gün Şirinkent’in köhne iskelesinin aslında hayatın ta kendisi olduğunu ve bununla büyüdüğümüzün farkına varmadan büyüdüğümüzü gördük...
Çocuktuk işte...
Artık büyüdük... Büyüdük de ne oldu sanki... Hayallerimizi, inançlarımızı, dostluklarımızı, saflığımızı rehin bıraktık hayata büyüyebilmek için...
Ve ben, şimdi  ne zaman çiçeklerle dolu bir pencere görsem ya da sokakta birden çok kediyi bir arada, muhabbette görsem içim burkulur, burnuma öyle derin bir deniz kokusu gelir ki, içime çekmeye bile kıyamam işte o an...


Hoşgeldim....:)

1555. denemeyle iste yine buradayım...
Bu kez olacak hissediyorum...
Hoşgeldim evet...:)